İzmir sabahı ve kulağımın beni yanlış anlaması
İzmir’de sabahlar biraz fazla rahat başlıyor. Bu rahatlık bazen iyi bir şey gibi görünse de, benim gibi zihni sürekli çalışan bir insan için tam anlamıyla bir “fazla boşluk” hissi yaratıyor. Kahvemi alıp balkona çıktığımda aklımda yine saçma ama bir o kadar da ciddi bir soru vardı: “Kulak asmak bir deyim midir?”
Bunu neden düşündüğümü ben de tam bilmiyorum. Muhtemelen bir gün önce arkadaş grubunda dönen o anlamsız tartışmanın etkisi. Hani bazı cümleler vardır ya, hiçbir yerden çıkmaz ama gün boyu kafanda yankılanır… İşte tam olarak öyle bir şey.
Kedim bile bana bakıp “sen yine neyi büyütüyorsun” der gibi gözlerini kısınca, ben de kendime şunu söyledim:
“Tamam, bu iş kontrolümden çıktı.”
“Kulak asmak bir deyim midir?” sorusu nereden çıktı?
Dün akşam arkadaş grubunda oturuyoruz. Mekân klasik: Kordon’da denize bakan bir kafe, hafif rüzgâr, fazla iddialı kahveler ve kimsenin bitiremediği cips tabağı.
Bir arkadaşım ciddi ciddi dedi ki:
— “Ya kimse bana kulak asmıyor.”
Ben de refleksle atladım:
— “Kulak asmak ne ya? Yeni Spotify playlisti mi?”
Masada bir saniyelik sessizlik oldu. Sonra kahkahalar patladı. Ama o kahkahaların içinde benim iç sesim şöyle bağırıyordu:
“Bunu yine yanlış yerde sordun…”
İşte o an beyin otomatik olarak araştırma moduna geçti. Ve ertesi sabah kendimi şu soruyla buldum: Kulak asmak bir deyim midir?
Cevap basit aslında: Evet, “kulak asmak” bir deyimdir ve “dikkate almak, önem vermek, dinlemek” anlamına gelir. Ama benim beynim hiçbir basit cevabı olduğu gibi kabul etmiyor. Her şeyi dramatize etmeyi seviyor.
Benim için bu deyim artık sadece bir anlam değil, bir karakter gibi.
Kafede başlayan yanlış anlaşılma zinciri
Bir gün sonra aynı kafeye tekrar gittik. Bu sefer daha kalabalığız. Arkadaşlardan biri bana döndü:
— “Sen geçen gün kulak asmakla ilgili çok güldün ya, hâlâ mı takıldın?”
Ben de çok ciddi bir şekilde:
— “Bak şimdi, Kulak asmak bir deyim midir sorusunu çözdüm ama ruhsal etkilerini çözemedim.”
Masada yine kahkaha tufanı.
Ama içimde başka bir şey var: Ben gerçekten küçük şeyleri fazla düşünüyorum. Mesela biri “bana kulak asmadılar” dediğinde ben gidip insanların kulağına küçük kancalar takıp asılıp asılmadığını hayal edebiliyorum. Bu tamamen gereksiz bir görselleştirme yeteneği.
Arkadaşım Elif bana baktı:
— “Senin beynin normal çalışmıyor olabilir.”
Ben:
— “Teşekkür ederim, bunu diploma gibi saklayacağım.”
Deyimler, ben ve kronik yanlış anlama problemim
Şunu kabul ediyorum: Deyimler benim için bazen bir dil bilgisi konusu değil, bir komedi dizisi bölümü gibi.
“Dilinin ucuna gelmek” diyorlar mesela… Ben hemen dili ağzından çıkıp masaya konmuş biri hayal ediyorum. “Gözden düşmek” diyorlar, biri literal olarak yere düşüyor gibi geliyor.
Ve en tehlikelisi: “Kulak asmak.”
Bunu ilk duyduğumda beynim şöyle yaptı:
“Bir dakika… kulak… asmak… bu bir eylem mi? Bir fizik kuralı mı? Yoksa moda trendi mi?”
Sonra öğrendim ki olay tamamen mecaz. Ama işte benim problemim burada başlıyor: Mecazı anlıyorum ama zihnim görselleştirmeden bırakmıyor.
Bir gün markette kasiyer bana “kulak asma, boşver” dediğinde neredeyse:
— “Nereye asıyoruz tam olarak?”
diye soracaktım.
Kendimi zor tuttum. Çünkü İzmir küçük yer, bir daha o markete girememe ihtimalim vardı.
Otobüste kulak asmanın evrim teorisi
Bir sabah otobüste giderken kulaklığım bozuldu. Ve bu, benim için felaketin başlangıcıydı. Çünkü kulaklık yoksa, beyin otomatik olarak çevreyi dinlemeye başlıyor. Ve çevre dediğim şey genelde iki teyzenin hayat analizi oluyor.
Teyzelerden biri dedi ki:
— “Gençler artık kimseyi dinlemiyor.”
İçimden düşündüm:
“Bu tam olarak Kulak asmak bir deyim midir sorusunun sosyolojik versiyonu olabilir.”
Sonra başka biri ekledi:
— “Zaten kulak asmıyorlar.”
İşte orada beynim tamamen dağıldı.
Otobüste ciddi ciddi şunu düşündüm: İnsanlık tarihindeki tüm iletişim problemleri aslında “kulak asmak” ve “asmamak” arasında gidip geliyor olabilir mi?
Yanımdaki çocuk bana baktı, muhtemelen yüz ifademi analiz ediyordu. Çünkü ben o an Einstein ile market listesi yapan biri arasında bir yerdeydim.
Arkadaş grubu ve komik diyaloglar
Akşam tekrar arkadaşlarla buluştuk. Bu sefer konu bilinçli olarak “deyimler”e döndü. Ben de doğal olarak biraz fazla heyecanlıydım.
Ben:
— “Bakın, Kulak asmak bir deyim midir diye başladım, şimdi hayatın anlamına geldik.”
Arkadaşım Mert:
— “Sen sadece bir cümleye fazla anlam yüklüyorsun.”
Ben:
— “Ben yüklemiyorum, cümle kendisi geliyor.”
Elif araya girdi:
— “Kulak asmak zaten mecazen dinlemek demek, bu kadar büyütme.”
Ben:
— “Tamam ama neden ‘göz atmak’ var da ‘kulak asmak’ var? Neden kulak? Neden asmak? Kim asıyor?”
Masada kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Mert:
— “Bence sen sadece sıkılıyorsun.”
Haklı olabilir.
Ama kabul etmiyorum.
Sonuçsuz ama eğlenceli farkındalık
Günün sonunda eve döndüğümde şunu fark ettim: Ben aslında basit şeyleri karmaşık hale getirmeyi biraz seviyorum. Bu hem eğlenceli hem de yorucu bir alışkanlık.
“Kulak asmak bir deyim midir?” sorusu da bana bunu hatırlattı. Evet, bu bir deyim. Ama benim için aynı zamanda insanların birbirini ne kadar dinlediğiyle ilgili küçük bir felsefe konusu oldu.
Bazen biri gerçekten seni dinler mi, yoksa sadece başını sallayıp geçer mi?
Belki de mesele kulak asmaktan çok, gerçekten duymakta.
Yatağa uzandığımda zihnim hâlâ çalışıyordu. Ama bu kez daha sakindi. Çünkü bazı soruların cevabını bilmek değil, onları düşünmüş olmak bile yeterli geliyor insana.
Ve içimden şunu geçirdim:
“Yarın yine saçma bir şey bulurum düşünmek için.”
Muhtemelen bulurum da.
Nevamuzik ekibi olarak “Kulak asmak bir deyim midir” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!