İçeriğe geç

Kişisel alana kimler dahildir ?

Kişisel Alana Kimler Dahildir? İzmir’de Bir Gencin Günlük Hayatından Kaotik Ama Tanıdık Bir Rehber

Sabahın İlk İhlali: “Kapıyı Çalmadan Girme Kültürü”

İzmir’de yaşamak dışarıdan bakınca hep rahat, hep esnek, hep “cool” bir şey gibi anlatılır ya… Ben de 25 yaşında biri olarak o hikâyenin içindeyim ama küçük bir detay var: kişisel alan diye bir kavram burada teoride var, pratikte ise… tartışmalı.

Sabah uyanıyorum. Gözlerimi daha tam açmadan kapı açılıyor.

“Uyanmadın mı daha?”

İşte o an, beynim ikiye ayrılıyor: biri sakin kalmaya çalışıyor, diğeri “ben aslında çoktan Mars’a taşındım” moduna geçiyor.

Kendi kendime soruyorum: Kişisel alana kimler dahildir? Çünkü belli ki ev halkı “uyku hali = ortak alan” diye bir sözleşme imzalamış ama bana imzalatmayı unutmuşlar.

Annem sabahları Sherlock Holmes gibi. Sessizliği takip edip odamın kapısına kadar geliyor. Kapıdan bakıyor:

“Telefonun şarjda, demek ki hayattasın.”

Bu nasıl bir çıkarım zinciri anlamıyorum ama saygı duymak zorundayım.

Ev Arkadaşları: Ortak Alanın Sessiz Hakimiyet Savaşı

Bir dönem ev arkadaşlarıyla yaşadım. O dönem bana şunu öğretti: kişisel alan, aslında bir illüzyonmuş.

Evde üç kişi varsa alan şöyle bölünüyor:

Mutfak: Kim erken kalkarsa onun.

Salon: Kim önce koltuğa yayılırsa onun.

Buzdolabı: Hukuki olarak gri bölge.

Bir gün mutfağa girdim, kahve yapacağım. Buzdolabını açtım, süt yok. Ev arkadaşına seslendim:

“Abi süt nerede?”

Cevap geldi:

“Benim kahveyle kişisel ilişkim var, saygı duy.”

O an anladım ki Kişisel alana kimler dahildir? sorusunun cevabı sadece insanlar değil, onların hayali sınırları da.

Sonra bir de “benim kupam” meselesi var. Evde 12 tane kupa vardır ama herkesin sadece 1 favorisi vardır ve o kupa kutsal objedir.

Bir gün yanlışlıkla o kupayı kullandım.

Ev arkadaşı kapıdan baktı.

Sessizlik.

Ben:

“Abi aynı bardak sonuçta…”

O:

“Hayır.”

Konuşma orada bitti. Diplomatik kriz çıkmadı ama iç savaş başladı.

Arkadaş Grubu: Fiziksel Olarak Yakın, Mental Olarak Kaotik

İzmir’de arkadaş ortamı ayrı bir evren. Hep birlikteyken çok eğleniyoruz ama kişisel alan kavramı orada tamamen esnek bir spor dalı gibi.

Mesela sahil kenarında oturuyoruz. Herkes bir arada ama kimsenin alanı kimseye ait değil.

Arkadaş 1:

“Telefonumu ver bir bakayım.”

Ben:

“Niye?”

Arkadaş 1:

“Bakacağım sadece.”

Bu “sadece” kelimesi kişisel alanın en büyük düşmanı.

Bir diğer arkadaş geliyor:

“Şunu story yap.”

Ben:

“Benim telefonumla mı?”

O:

“Evet, sen daha iyi çekiyorsun.”

Yani kişisel alanım var ama sadece teknik destek sağladığım sürece geçerli.

O an iç sesim devreye giriyor:

“Sen bir bireysin. Telefonun bir uzuv değil.”

Ama yüksek sesle söylemiyorum çünkü dışlanmak istemiyorum.

İşte burada tekrar soruyorum: Kişisel alana kimler dahildir? Çünkü arkadaş grubunda cevap sürekli değişiyor.

Kafeler: Kişisel Alanın En İyi Oyunculuk Sahnesi

İzmir’de kafeye gittiğinde “tek başına takılma” özgürlüğün vardır. Ama sadece teoride.

Gerçekte şöyle olur:

Laptop açarsın. Kulaklık takarsın. “Ben burada çalışıyorum” sinyali verirsin.

Ama 10 dakika sonra garson gelir:

“Bir şey ister misiniz?”

Ben:

“Evet, biraz huzur.”

Garson:

“…?”

Bazen arkadaşın gelir.

“Buradaymışsın ya!”

Ben:

“Evet, gizleniyordum.”

Oturur. 3 dakika sonra:

“Bir şey anlatacağım.”

Ve böylece kişisel alanım, bir anda “kamusal podcast yayınına” dönüşür.

Yan masadaki çift bile bizim sohbetten daha mahrem bir alan oluşturur.

Telefon: En Sinsi Kişisel Alan İstilacısı

En ilginç şey şu: bazen fiziksel olarak yalnızım ama zihinsel olarak asla.

Telefon elimdeyse, kişisel alan zaten pazarlık masasında.

Bir mesaj gelir:

“Ne yapıyorsun?”

Ben:

“Boşum.”

Mesaj:

“Gel dışarı.”

Ben:

“Boşum ama müsait değilim.”

Bu cümle Türkiye’de geliştirilmiş en karmaşık yaşam formudur.

Telefonu kapatsam bile bildirim ışığı var. O ışık bile bana “sen aslında yalnız değilsin” diyor.

O an tekrar soruyorum: Kişisel alana kimler dahildir? Belki de bildirim gönderen herkes.

Aile: Sevgiyle Gelen Sınır İhlalleri

Aile konusu en hassas yer.

Bir gün odadayım, kapı çalınır.

“Ne yapıyorsun?”

Ben:

“Var olmaya çalışıyorum.”

Anlaşılmaz.

Sonra klasik cümle:

“Odanı toplasana.”

İşte kişisel alan burada dönüşüme uğruyor: “kişisel alan = düzenlenmesi gereken alan.”

Dolabımı açıyorum, iç ses:

“Burası senin alanın ama aynı zamanda herkesin yorum yapabileceği bir sergi.”

Annem bazen eşyalarımı düzenlerken şöyle der:

“Daha iyi oldu.”

Ben:

“Ben bulamıyorum ama önemli değil galiba…”

O:

“Alışırsın.”

İşte kişisel alan bazen “alışma süreci” diye yeniden adlandırılıyor.

Toplu Taşıma: Yakın Temasın Felsefi Boyutu

İzmir’de otobüsler kişisel alanı yeniden tanımlar.

Birisi çok yakındır.

Çok.

Bazen omuz omuza değil, düşünce omuz omuza.

Kulaklık takarsın ama dünya sesi içeri sızar.

Yanındaki kişi telefonda:

“Abi geliyorum.”

Ben içimden:

“Ben de geliyorum ama nereye olduğunu bilmiyorum.”

O an kişisel alan tamamen soyut bir kavrama dönüşür.

Yan koltuktaki kişinin çantası senin dizine yaslanmıştır ama “rahatsız etmeyeyim” diye hiçbir şey söyleyemezsin.

Çünkü burada herkes aynı sözsüz anlaşmayı bilir: “Hayat geçici, koltuklar kalıcı değil.”

En Komik Gerçek: Kişisel Alanı En Çok İhlal Eden Yine Kendimiziz

Bir gün evde yalnızım.

Sessizlik.

Mükemmel.

Sonra ben:

“Bir video izleyeyim.”

Video başlar.

Sonra ikinci video.

Sonra üçüncü.

Bir saat sonra:

“Ben niye buradayım?”

Kendi kişisel alanımı bizzat kendim işgal etmişim.

Bir de “sadece 5 dakika bakacağım” diye başlayan sosyal medya yolculuğu var.

O 5 dakika, bilimsel olarak ölçülemeyen bir zaman dilimi.

İç Sesle Tartışmalar: En Kalabalık Alan

En garip şey şu: yalnızken bile kalabalığım.

İç sesim sürekli konuşuyor:

“Çık dışarı.”

“Yat biraz.”

“Hayır üretken ol.”

Ben:

“Bir karar ver artık.”

İç ses:

“Ben zaten sensin.”

İşte o an anlıyorum: kişisel alan sadece dışarıdan gelenlerle değil, içeriden gelenlerle de paylaşılıyor.

Ve tekrar aynı soruya dönüyorum: Kişisel alana kimler dahildir?

Cevap listesi uzuyor:

Aile

Arkadaşlar

Ev arkadaşları

Telefon bildirimleri

Garsonlar

Otobüsteki çantalar

Ve en çok da ben

Sonuç Gibi Değil Ama Gerçek Gibi

Kişisel alan diye bir şey var mı, yoksa hep birlikte uydurduğumuz bir mola mı bilmiyorum.

Bildiğim tek şey şu: İzmir’de yaşarken bu alan sürekli genişliyor, daralıyor, bazen tamamen yok oluyor.

Ama garip bir şekilde buna alışıyoruz.

Belki de kişisel alan, kimsenin tam olarak sahip olmadığı ama herkesin biraz kullandığı bir şeydir.

Ve her gün yeniden sorulur: Kişisel alana kimler dahildir?

Cevap bazen değişir.

Ama kesin olan bir şey var:

En son söz hep hayatın kendisine kalır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort megapari-tr.com bonus veren siteler
Sitemap
vdcasino giriş