Kayseri’nin Soğuğunda İçimi Isıtan Bir Çorbanın Hikâyesi
Nevamuzik takipçilerine özel hazırladığımız bu içerikte “Dukan çorbası nasıl yapılır” hakkında önemli bilgiler paylaşacağız.
Bir kış akşamı: içimde bir şeylerin eksildiğini fark ettiğim an
Kayseri’nin kışı sert olur. Rüzgârın yüzü keser gibi estiği, camların sabaha kadar buğulandığı o günlerden biriydi. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı akşamlar kendimi çocuk gibi yalnız hissediyorum. O gün de öyleydi.
Odamda oturuyordum. Masanın üstünde yarım kalmış defterler, okunmayı bekleyen kitaplar ve sürekli ertelenen planlar… İçimde garip bir boşluk vardı. Adını koyamadığım bir hayal kırıklığı. Sanki bir şeyleri başarmam gerekiyordu ama ben hep bir adım geride kalıyordum.
Telefonu elime aldım, rehbere baktım. Kimseyi aramadım. Çünkü konuşmak istemiyordum. Sadece bir şey yapmak istiyordum. Kendimi toparlamak gibi… Ama nasıl?
Mutfağa doğru yürüdüm. O an aklımda tek bir şey vardı: sıcak bir çorba.
Mutfağa sığınmak: duyguların kokularla karıştığı yer
Annemin “çorba her şeyi toparlar” dediği günleri hatırladım. O zamanlar basit bir cümle gibi gelirdi. Şimdi ise daha derin bir anlamı vardı.
Dolabı açtım. İçimde ne pişireceğime dair net bir fikir yoktu ama son zamanlarda kafama taktığım bir şey vardı: Dukan çorbası. Diyet yapanların, hafif yemek isteyenlerin sıkça yaptığı bir çorba… Ama benim için o an sadece “hafiflik” demekti.
Çünkü içimde taşıdığım her şey ağırdı.
Malzemeleri hazırlarken iç sesim
Tezgâha birkaç malzeme koydum. Elim titremiyordu ama içim tuhaf bir şekilde dalgalanıyordu.
Tavuk suyu (ya da sade su)
Bir yumurta
Yoğurt
Yulaf kepeği
Tuz
Karabiber
Biraz limon suyu
Basit görünüyordu. Ama bazen en basit şeyler insanı en çok içine çeken şeyler olur.
Kendi kendime fısıldadım: “Bunu yapabilirsin.”
Ama aslında çorbayı değil, kendimi toparlamaya çalışıyordum.
Dukan çorbası nasıl yapılır? Ama bu sefer sadece tarif değil
Tencereyi ocağa koydum. Altını açtığımda çıkan ilk tıkırtı sesi bile içimi biraz rahatlattı. Sanki ev, benimle konuşmaya başlamıştı.
Adım 1: Sıvının başlangıcı
Tavuk suyunu tencereye döktüm. Eğer yoksa su da olurdu ama ben o gün biraz daha “gerçek” bir şey istedim. Kaynamasını beklerken pencereye baktım. Dışarıda kar yoktu ama hava kar gibiydi.
Kendi kendime düşündüm: “İnsan da böyle. İçinde kaynamayan şey kalınca donuyor.”
Adım 2: Karışımın kalbi
Bir kâsede yoğurdu çırptım. İçine yumurtayı kırdım. İlk başta yumurta parçalandı, yoğurtla hemen birleşmedi. Tıpkı benim düşüncelerim gibi… Dağınık, uyumsuz.
Sonra yavaş yavaş karıştırdım. Sabırla.
İçimden geçenleri bastırmak yerine onlarla birlikte hareket etmeyi öğreniyordum sanki.
Adım 3: Bağlayıcı küçük dokunuş
Yulaf kepeğini ekledim. O an fark ettim ki hayat da biraz buna benziyor. Her şeyi bir arada tutan küçük ama önemli şeyler var. Görünmez ama etkili.
Karışımı yavaşça tencereye ekledim. Kesilmesin diye sürekli karıştırdım. Bu sırada mutfak, sadece bir mutfak olmaktan çıkmıştı. Bir tür terapi odası gibiydi.
Adım 4: Baharatların hatırlattıkları
Tuz ve karabiberi ekledim. Biraz limon suyu sıktım. Limonun keskin kokusu bir anda burnuma geldiğinde gözlerim doldu.
Neden ağladığımı bilmiyordum.
Belki yorgunluktan, belki de uzun zamandır kendime dürüst olmadığım için.
Çorba kaynarken: içimdeki sessizlik
Tencere kaynamaya başladıkça mutfak sessizleşti. Ocağın sesi, dış dünyanın gürültüsünü bastırıyordu.
O an fark ettim: günlerdir ilk kez gerçekten duruyordum.
Telefonum çalmadı. Kimse mesaj atmadı. Ve bu beni rahatsız etmedi.
Çünkü ilk kez yalnızlık korkutucu değildi. Sadece vardı.
Dukan çorbası yavaş yavaş kıvam alırken, ben de kendi içimde bir şeylerin yavaş yavaş yerleştiğini hissediyordum.
Bir kâse çorba ve kırılgan bir umut
Çorbayı kaseye doldurdum. Üzerinden yükselen buhar yüzüme vurdu. Sıcaklık, üşümüş düşüncelerime dokundu.
İlk kaşığı aldığımda, tadı beklediğimden daha sadeydi. Ama bu sadelik kötü değildi.
Hatta tam tersine, içimi rahatlattı.
Sanki hayat bana şunu söylüyordu: “Her şey karmaşık olmak zorunda değil.”
Ve o an, içimde küçük bir umut kıpırdadı.
Kayseri gecesinde bir iç hesaplaşma
Pencereyi açtım. Soğuk hava içeri girdi. Ama bu kez kaçmadım.
Düşündüm.
Hayatımın neresinde olduğumu, nereye gittiğimi, neden bu kadar yorulduğumu…
Belki de sorun büyük şeylerde değildi. Belki de kendime hiç durup bakmamıştım.
Dukan çorbası sadece bir çorba değildi artık benim için. Bir duruştu. Basitliğin içindeki güçtü.
Sabaha doğru: değişmeyen ama hafiflemiş bir ben
Gece ilerledi. Çorbanın yarısını bitirmiştim. Kalanı buzdolabına kaldırdım. Ama içimdeki ağırlık biraz azalmıştı.
Sorunlar çözülmemişti. Hayat bir anda düzene girmemişti.
Ama ben değişmiştim.
Ya da belki de kendime biraz yaklaşmıştım.
Defterimi açtım. Uzun zamandır yazmadığım sayfaya sadece şunu yazdım:
“Bugün kendime sıcak bir şey yaptım.”
Ve bu cümle bile yeterince büyüktü.
Son bir kaşık: kendime verdiğim söz
Sabah olmadan önce mutfağa tekrar gittim. Kalan çorbadan bir kaşık daha aldım. Soğumuştu ama hâlâ iyiydi.
Hayat da böyleydi belki. Her an sıcak olmayabilirdi ama yine de besleyiciydi.
O gece kendime bir söz verdim: ne olursa olsun, bazen durup kendime bir çorba yapacaktım. Sadece mideme değil, içime de iyi gelecek bir şey.
Ve o çorbanın adı Dukan çorbasıydı.
Ama aslında adı “kendime dönmekti.”