Viktimoloji Nedir? Bir Suçlu Arayışının Derinliklerine Dalalım
İzmir’de bir kafede, tam o anlarda muazzam bir tartışmanın ortasında buldum kendimi. Arkadaşlarımın laflarını duymaz oldum. Benim beynimde tek bir düşünce vardı: “Viktimoloji nedir, ulan?” Evet, belki de bu derin bilimsel soru tam o an için pek yerinde değildi ama kafamda dönüp duran bir soru haline gelmişti. Önümdeki kahve biraz daha soğudu ve ben de kendi kendime dedim ki: “Bir dakika, neden bir kelime bu kadar kafamı kurcalıyor? Bunu bir araştırayım, sonra kafam rahatlasın.”
Viktimoloji Nedir? Önce Temel Bilgiler
Viktimoloji, kısaca “kurban bilimi” diyebileceğimiz bir alan. Ama bunu öyle, “bilimsel bir konuda sürekli vicdan yapıyoruz” tarzında düşünmeyin. Bu işin içinde gerçekte ne var? Viktor, yani kurban, ve bir sürü başka faktörle ilişkisi olan bir sosyal bilim dalı! Neden bazı insanlar sürekli mağdur olur? Hangi durumlar bir insanı kurban yapar? İşte bunlar Viktimoloji’nin çalışma alanlarına girer.
Biraz daha netleştireyim. İşin özü şu: Viktimoloji, toplumda neyin, neden birini kurban haline getirdiğini incelemeye çalışır. Hem bireysel düzeyde, hem de toplumsal düzeyde. Hani bazen gelir birisi sana, “Vallahi ben bir kurbanım ya!” der ya, işte bu aslında Viktimoloji’nin tam anlamıyla devreye girdiği yerlerden biridir. Fakat dikkat edin, sadece “kurbanım” diyerek işin içinden çıkamazsınız. İşte o “kurban” kelimesinin ne olduğunu ve nasıl oluştuğunu anlamak önemli.
Viktimoloji ve Gündelik Hayat: Nerede Ne Oluyor?
Bir gün arkadaşım Ege’yle buluşuyordum. Her zaman olduğu gibi, o günde bir şekilde tartışmalarına katıldım. Ege her zaman mağdur olmayı çok sever. Bu sefer konu, “Neden daha fazla para kazanamıyorum?” ve “Herkes bana karşı!” gibisinden bir yere gelmişti. Ne dediğini anlayabilmek için bir an durdum. Yani, benden daha çok para kazanabilen biriyle mi arkadaşlık yapmalıyım, yoksa sadece duygusal bir destek mi olmalıyım? Hangi durumda ben kurbanım? Gerçekten kurban mıydım?
İç sesimle karşılıklı bir konuşma yapmaya başladım:
– “Ya Ege, bir dakika dur. Biz niye hep bu kadar mağdur oluyoruz?”
– “Hangi mağdur? Sen şu an sadece hikayenin anlatıcısısın, ben mağdurum!”
– “Aman, ben kurbanım zaten, sen de bir günde beş kez mağdur oluyorsun!”
Tabii ki bu konuşma biraz eğlenceliydi, ama derinlere inmek gerek. Ege’nin o küçük “mağduriyet” söylemi, aslında Viktimoloji’nin özüne çok yakındı. Hangi koşullar bizi bu hale getiriyor? Gerçekten de kendimizi kurban gibi hissediyor muyuz, yoksa biraz daha şanssız bir gün mü geçirdik? İşte bunu anlayabilmek için Viktimoloji bize yardımcı olabilir.
Mağduriyetin Kendisinden Bir Sosyal Kimlik Olarak Viktimoloji
Herkesin tanıdığı bir tip vardır: “Ben çok mağdur oldum, işte hayatımda hep kötülükler oluyor!” Hani öyle bir zaman gelir ki, bu kişi bu mağduriyet durumunu kimlik haline getirir. Yani, artık mağdur olmak, onun “kimliği” olur. Bu da Viktimoloji’nin başka bir boyutudur: Mağduriyetin toplumsal bir kimlik haline gelmesi. Fakat burada ince bir çizgi var. Gerçekten mağdur olduğunuzda bu kimlik, hayatta bir şeyleri değiştirebilir; ama sırf mağduriyet üzerinden bir kimlik inşa etmeye kalkarsanız, işte orada işler değişir.
O an aklıma geldi: “Ya ben de bazen hayatımda kötü şeyler yaşadım, ama şu an her şey yolunda! Yoksa ben de mağduriyet üzerinden kimlik mi ediniyorum?” Hemen iç sesim devreye girdi:
– “Evet, belki de biraz fazla düşünüyorsun. Ama bu konu gerçekten insanı düşündürtmeli!”
Viktimoloji, sadece bireysel değil, toplumsal bir süreçtir de. Toplumda bazı gruplar sürekli mağduriyet içinde olabilir. Mesela, ekonomik durumlar, sosyal sınıf farkları ve daha pek çok etmen, bazen insanları “kurban” haline getirebilir. Düşünsenize, zengin bir ailede doğmuş biriyle, fakir bir ailede doğmuş biri arasında nasıl bir fark vardır? Biri belki de hayatını sürdürmek için her gün mücadele ederken, diğeri her şeyin hazır olduğunu düşünüyor. İşte bu, Viktimoloji’nin çok kritik bir noktasına değiniyor: Sosyal, ekonomik ve kültürel faktörler, kurban olmamıza neden olabilir.
Viktimoloji’ye Yeni Bir Bakış: Kurban Olmaktan Keyif Almak
Bunu bir de şöyle düşünün: Birçok insan, aslında sürekli kurban olmayı alışkanlık haline getirir. Çünkü bir noktada mağduriyet üzerinden dikkat çekmenin avantajlı olduğuna inanır. Örneğin, sosyal medya paylaşımlarına bakın, herkes “ben mağdurum” diye bir hashtag açmış, yazılar yazıyor. O zaman soruyorum: Gerçekten mağdur muyuz, yoksa bu durum bizi bir “kurtarılacak kişi” gibi hissettirdiği için mi bu kadar hoşumuza gidiyor? O kadar mağdur insan var ki, aslında “kurban olmanın rahatlığı” sanki farkında olmadan bir sosyal statüye dönüşüyor. İlginç değil mi?
Bir zamanlar benim de dikkatimi çeken bir olay oldu: Dışarıda yürürken, “Beni kimse anlamıyor!” diye bağıran birini gördüm. Hemen yanı başında bir grup insan, o kişinin mağduriyetini izliyordu. Birinin mağduriyetini izlemek, ona üzülmek ama bir yandan da bakmak eğlenceli olabilir mi? Belki de Viktimoloji burada başka bir noktayı işaret ediyor: Mağduriyet, bir tür sosyal performansa dönüşebilir.
Viktimoloji ve Sonuç: Kurban Olmak Bir Seçim Midir?
Sonuçta, Viktimoloji yalnızca “kurban” olmayı anlamakla kalmaz, aynı zamanda mağduriyetin toplumsal etkilerini, nasıl oluştuğunu ve insanları nasıl şekillendirdiğini de anlamaya çalışır. Peki, gerçekten kurban olmak bir seçim midir? Herkesin yaşadığı olaylar farklıdır. Ama bazen, kendi hikayemize dair ne kadar fazla “kurban” rolünü üstlenirsek, o kadar bir o kadar ruhsal olarak da tıkanıyoruz. Bunu da göz önünde bulundurmak önemli. İşte bu yüzden, Viktimoloji’nin bize sunduğu şey, bazen ne kadar mağdur olduğumuzu anlamak değil, kurban olmanın aslında bazen bir seçim olabileceğini fark etmektir.
Bir sonraki seferde, “Ben mağdurum!” demeden önce bir kez daha düşünün. Belki de bu, sadece bir alışkanlık. Ve belki de, hayat biraz daha “kurban olma”dan fazla yaşamaya değer.
Bu içeriğimizle “Viktimoloji nedir” hakkında kapsamlı bir bakış açısı sunmaya çalıştık. Nevamuzik okurlarına sevgilerle!