Bugün “Denizden Uzaya kaç km” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.
“Denizden Uzaya kaç km” ile ilgili bu kapsamlı rehberi tamamladık. Nevamuzik olarak daha fazlası için buradayız!
Denizden Uzaya kaç km? (Bir Kayseri gecesinde gökyüzüne tutunmaya çalışan bir hikâye)
Kayseri’de gece olunca sessizlik biraz farklı gelir insana. Sanki şehir konuşmayı kesmez de fısıltıya düşer. Rüzgâr Erciyes’in üzerinden inerken, insanın içine de bir şeyler iner. Ben o gecelerden birinde, balkonda oturmuş, elimde eski bir defterle gökyüzüne bakıyordum.
Defterin kenarına şunu yazmışım:
“Denizden Uzaya kaç km?”
O an bunun sadece bir bilgi olmadığını hissetmiştim. Bir mesafe sorusu değil de, içimdeki boşluğun ölçüsü gibiydi.
—
Denizi hiç görmeden uzayı merak etmek
Ben Kayseri’de büyüdüm. Deniz, çocukluğumda sadece televizyonda gördüğüm bir şeydi. Mavi bir sonsuzluk gibi anlatılırdı ama benim için daha çok “başka insanların yaşadığı bir dünya”ydı.
Ama uzay… Uzay farklıydı.
Çünkü uzay herkesin üstündeydi.
Bir gece okuldan dönerken arkadaşım demişti:
— Biliyor musun, denizden uzaya kaç km olduğunu?
O an cevap verememiştim. Çünkü aklımda tek bir şey vardı: “Ben neden ikisini de hiç dokunmadan bu kadar çok düşünüyorum?”
O gün eve gidip araştırmıştım. Yaklaşık 100 km. Kármán çizgisi.
Deniz seviyesinden başlayıp gökyüzünün resmen “artık buradan sonrası başka bir yer” dediği çizgi.
Ama o 100 km bana sayı gibi gelmedi. Daha çok bir eşik gibi hissettirdi.
—
Bir yaz gecesi ve içimde büyüyen uzaklık
O gece balkonda otururken hava sıcaktı ama içim üşüyordu. Gökyüzüne bakıyordum, yıldızlar Kayseri’nin ışık kirliliğine rağmen inatla parlıyordu.
Deftere tekrar yazdım:
“Denizden Uzaya kaç km? 100 km.”
Sonra altına bir cümle daha ekledim:
“Peki insanın içinden kalbine kaç km?”
O an biraz güldüm. Ama sonra gülüşüm yarım kaldı.
Çünkü fark ettim ki ben sadece uzayı merak etmiyordum. Ulaşamadığım her şeyi ölçmeye çalışıyordum.
—
Kayseri’de gökyüzüyle pazarlık yapmak
Ertesi gün, Melikgazi’de yürürken gökyüzüne baktım. Güneş sertti, asfalt sıcaktı ama kafam başka yerdeydi.
Kendi kendime söyledim:
— 100 km ya… Aslında o kadar da değil.
Ama sonra sustum.
Çünkü 100 km, yürüyerek gidilemeyecek kadar uzun, ama hayal ederek gidilebilecek kadar kısa bir şeydi.
İnsan böyle anlarda garip oluyor. Bir yandan “imkânsız” diyorsun, bir yandan “belki” kelimesini cebinde taşıyorsun.
—
İlk gerçek kırılma: Bir gece otobüs durağında
Bir akşam otobüs beklerken yanımda yaşlı bir adam vardı. Gökyüzüne baktı ve dedi ki:
— Yıldızlar çok uzak değil aslında, biz çok küçüğüz.
O an içimden geçen şey şuydu:
“Ben zaten küçüklüğümü hissediyorum ama bu neden daha da ağır geliyor?”
Sonra aklıma yine o soru geldi:
Denizden Uzaya kaç km?
Sanki bu soru sadece bir bilgi değil, bir karşılaştırma değil, bir eksiklik hissiydi.
—
100 km’nin insan zihninde büyümesi
İnsan bazen mesafeyi yanlış anlar. 100 km kulağa kısa gelir. Arabayla bir saat, bilemedin iki saat.
Ama gökyüzüne koyunca?
İşte orada her şey değişiyor.
Çünkü 100 km yukarı çıkmak demek:
Tüm bildiklerinden kopmak
Yer çekimine veda etmek
Nefesin bile farklı bir şeye dönüşmesi
Ben bunları düşünürken biraz korktum.
Ama aynı zamanda garip bir heyecan da hissettim.
—
Bir çocukluk anısı: çatıda uzaya bakmak
Küçükken babamla çatıda yatardık. Yaz geceleri serin olurdu. O bana yıldızları gösterirdi.
— Şu gördüklerin çok uzakta, derdi.
Ben de sorardım:
— Ne kadar uzakta?
O zamanlar “çok” cevabı yeterliydi.
Şimdi büyüdüm ve “çok” yetmiyor.
Şimdi sayılar istiyorum.
Mesafeler, km’ler, açıklamalar…
Ama garip olan şu: ne kadar çok bilirsem, o kadar eksik hissediyorum.
—
Deniz yok ama hayal var
Hiç deniz görmemiş biri olarak, denizi hep bir başlangıç noktası gibi düşündüm.
Sanki dünya oradan başlıyor.
Ve uzay, o başlangıcın bittiği yer.
Denizden Uzaya kaç km? sorusu bu yüzden benim için sadece fiziksel bir bilgi değil.
Bir köprü gibi.
Bir tarafında su var, diğer tarafında sessizlik.
—
Gece yarısı defter sayfaları
O gece defterime uzun uzun yazdım.
“Bazen insan kendini bir noktada sıkışmış hissediyor. Yukarı bakınca özgürlük var gibi, ama aynı zamanda ulaşılamaz bir şey gibi. 100 km çok değil ama benim için çok fazla.”
Sonra kalemi bıraktım.
Çünkü yazacaklarım bitmiyordu ama içimdeki his kelimeye dönüşmüyordu.
—
Arkadaş sohbeti ve basit bir cümle
Bir gün arkadaşım sordu:
— Neye bu kadar takıldın sen?
Dedim ki:
— Denizden uzaya kaç km biliyor musun?
Güldü:
— 100 km işte, ne olacak?
Ben de güldüm ama içimden geçeni söylemedim:
“Bazen 100 km bir mesafe değil, bir ömür gibi geliyor.”
—
Umut: yukarı bakmayı bırakmamak
Zamanla şunu fark ettim: mesele o 100 km değil.
Mesele, yukarı bakmaya devam etmek.
Çünkü insan yukarı baktıkça küçülmüyor, aslında büyüyor.
Ben hâlâ Kayseri gecelerinde balkona çıkıyorum.
Bazen rüzgâr sert oluyor, bazen sessizlik ağır.
Ama gökyüzü hep aynı soruyu hatırlatıyor bana:
Denizden Uzaya kaç km?
Ve artık cevabı ezbere bilsem de, hissettiğim şey değişmiyor.
Biraz hayal kırıklığı, biraz umut, biraz da “belki bir gün” duygusu.
—
Son bir düşünce: mesafe mi, yön mü?
Belki de mesele hiç mesafe değildir.
Belki de mesele sadece yukarı bakabilmek.
Çünkü 100 km aslında çok kısa bir sayı gibi duruyor.
Ama insanın iç dünyasında bazen bir ömür kadar uzun hissediliyor.
Ben Kayseri’de, geceleri gökyüzüne bakarken şunu öğrendim:
Bazı soruların cevabı sayılarda değil, hislerde saklı.
Ve ben hâlâ o soruyu seviyorum:
Denizden Uzaya kaç km?
İlgili Yazımız: Halk Eğitim Merkezi işaret dili Kursu Kaç Saat ?